İçeriğe geç

Kategori: Karalamalar

günlerden bir gün

Sanırsam bunu daha önce de denemiştim, ciddi olarak bir şeyleri yazmayı ama yazdığım şeylere bakınca bunu başarmış gibi gözükmüyorum. Açıkçası bugüne kadar neyi başardığım hakkında da bir fikrim yok. Kendimi aşağılıyor gibi gözüküyor olabilirim lakin işin doğrusu bu. Kendiniz ile uzun bir süre başbaşa kalınca, isteyerek ya da istemeyerek kendinizi tanımaya başlıyorsunuz. Ne olduğunuzu ve ne olmadığınızı. İnsanın kendini biliyor olması iyi bir şey gibi duruyor ve evet gerçekten iyi bir şey. Diğer taraftan ne olmadığınızı bilmeniz. Bu ödemeniz gereken büyük bedellerden biri. Bir şeyin ihtimal değeri içermesi için sonucu hakkında bir fikrinizin olmaması gerekir. Parayı atarken sonucun ne olacağını normal şartlarda bilemezsiniz. Dik gelebilir, yazı ya da tura. Peki parayı attığınız her sefer ne geleceğini biliyor olsaydınız, parayı atmak ile uğraşır mıydınız ya da para atmanın bir değeri olur muydu ? Benim için koca bir hayır bunun cevabı. O zaman atılacak şeyi değiştirmek bir çözüm olabilir gibi duruyor. Peki o küçük örneği biraz genişletip şu hale getireyim: Elinizdeki her ne olursa olsun onu atan sizseniz sonucun ne olacağını her zaman bileceksiniz. İşte şimdi tam oldu. Bundan sonra elinizde ne olduğunun hiç bir önemi kalmadı. Sonucu her zaman biliyor olacaksınız. Tadaa bir an içerisinde tüm yaşama amacı kayboldu, gitti.
Yaşamak demek bir şeyleri keşfetmek, bir şeyleri keşfederken kendi sınırlarını keşfetmek ama sen bu sınırları çoktan öğrenmişsindir. İşte yaşamadan yaşlanmak, geçirmeden yılları yaşlandığını hissetmek bu.

Buradaki istisna ise benim için tek başına uzun bir yolculuğa çıkmak ve ben ne olursa olsun bunu yapacağım.

Sonradan gelen: Belki de tam tersi bir durum var, belki de asıl sorun gerçek de kim olduğumuzu bilmememizdir.

Yorum Bırak

bir zincir uzunluğu

Kimseye de kızamıyorum. İnsaniyetimden değil tabi, kızacak kimseyi bulamıyor olmamdan kaynaklanan bir durum. Bakıyorum da herkes birilerine kızıyor, işin absürt tarafı ise kızdıkları insanlar bir zamanlar beraber oturdukları, konuştukları. Bende bu sırada onlardan geri kalmayayım diye kendime kızıyorum. İşin benim için absürt olan tarafı ise, ne kadar kızsam da kızdığım kişiden bir türlü uzağa gidemiyorum. Hep onunla beraber yaşamak zorundayım ve bu o kadar çok yoruyor ki beni. Odanın köşesinde bir anahtar var. Ayağımda ise bir zincir, zincirin ucunda da bir kilit. Anahtar ise orada öylece duruyor. Almamı engelleyen kimse de yok ama zincirin uzunluğu izin vermiyor buna. Bir kilide bakıyorum bir anahtara. Her şey bir zincir uzunluğunda kaybolup gidiyor.

Yorum Bırak

….m

Elimdekine baktım baktığımla kaldım
Biraz yürüdüm biraz durdum sonra buldum
Kendime yalnızlıktan bir dünya kurdum

Yorum Bırak

00:53 öylesine.

Onlar için, işin garibi de buydu aslında. Nasıl bu kadar rahat ve umursamaz olduğum. İşin doğrusu ise ne onların sandığı kadar rahat ne de onların sandığı kadar umursamazdım. Ben kimse tarafından tanınmamak kimse tarafından bilinmemek isterdim. Anladım ki yine yanlış olanı doğru bir şekilde yapmışım. Kimse tarafından tanınmamış, kimse tarafından da bilinmemişim.

Yorum Bırak

yine

yine bir hüzün
yine bir pişmanlık
yine geldi
yine buldu
yine beni

Yorum Bırak