İçeriğe geç

Kategori: Karalamalar

hep senin başına gelmez

“Bunlar neden hep benim başıma gelir ki ?” diye sorup dururlar kendilerine oysa sorulması gereken soru bu değilmiş gibi geliyor bana. Hem olumsuz olmasa da bu sorunun kendisi, ben daha önce başına iyi bir şey geldiği için bu ya da buna benzer cümleler kuran birileri ile hiç karşılaşmadım. Yok yok sanmayın ki bu yazacaklarım birer övgü dizisi ama ben sormuyorum bu soruyu kendime. Biliyorum hepsinin suçlusu benim. Başkası olamazdı, ne de olsa buralarda hiç bir zaman suçlayacak birileri olmadı.

Yorum Bırak

nereden, nereye

Bizim zirvelere çıkmak gibi bir isteğimiz yoktu aslında. Biz sadece manzarayı biraz olsun görebileceğimiz kadar yükselecektik. Epeyi bir yürüdük, epeyi bir zaman geçti ve bir o kadar da yorulduk. Sonra kafayı kaldırıp bakınca farkına vardık gerçeğin. Biz çıkmamışız, inmişiz. Geldiğimiz yer bile bir başka zirve olmuş artık. Yorulmuşuz, çok yorulmuşuz. Oturmuşuz kalmışız. Nasılların nedenlerin içinde kaybolup gitmişiz.

Yorum Bırak

her zamankinden

… ve ben yine hiçliğim ortasındayım. Tüm bu uğraşlarımın beyhude olduğunu biliyorum, düşüyorum tekrar ve tekrar. Toplama işleminde sıfırım, çarpmada ise bir, yani her şekilde etkisiz. Belki varım, belki yok ve her iki durumunda bunun hiç bir önemi… Yok.

Yorum Bırak

Dünün Yarını

Dün mü daha uzak yoksa yarın mı ? Bir ihtimalin olması gerçekten değiştirir mi her şeyi ? Dün bitti ve gitti, tıpkı bir kaç dakika öncesi gibi, bir daha tekrarlanmamak üzere. Ya yarına ne demeli gelebilme ihtimali var ama, evet bir aması var işte. Hiç bir zaman gelmeyebilir de. Sanırsam bu şunun gibi oldu, sonsuz mu daha büyüktür yoksa sonsuz mu ? Belki de olmamıştır kim bilir ? Bugün dünün yarınıydı ne de olsa.

Yorum Bırak

bir boş koltuk

Bugün gelirken eve otobüsteydim yine, bir şehirden giderken bir diğerine. 46 kişilik otobüsün bir tanesi hariç tüm koltukları doluydu. Geldiler, baktılar, geçip gittiler ama o koltuğa oturmadılar. Evet, aynen böyle oldu. Biliyorum çünkü o koltuk benim yanımdakiydi. Önüne oturdular, arkasına oturdular, ben ise yanımdaki boşluk ile beraber seyahat ettim. Belki diyebilirsiniz, “Altı üstü bir koltuk.” lakin ne ilk seferimdi bu ne de son. Dolmuş bir şeyi taşırmak için bir damla bile yeter ne de olsa.

Yorum Bırak

bir küçük değişiklik

Sonunda istediğim gibi güzel bir tema bulabildim. Siyah, beyaz ve sade. Bir önceki daha basit ve daha sade bir temaydı, iş görüyordu evet ama derinlere indikçe sayfa düzenleri ve içerikler kullanışsızlaşıyordu. Bir kaç gün önce öyle gezerken internette bu temayı buldum. Dil dosyası da tamamen Türkçeleştirilmiş. Diğer türlü olsaydı bir de çevirmek için uğraşacaktım ancak çeviriyi yapanlara da teşekkürler. Temada burası da böyle olmasaymış daha iyi olurdu dediğim bir yer yok sadece bağlantıların altında çizgi çıkıyor. CSS dosyasından düzeltmeye çalıştım ancak olmadı, atladığım bir yer var sanırsam onu da hallettikten sonra her şey tamam olacak. Her zaman olduğum yerde, ufukta sade bir sevgide bekliyor olacağım.
Inspect element şimdi aklıma geldi. Şu kısım yüzünden çıkıyormuş sayfanın içinden “none” yaptım ve tamamdır.

.singular .post-content a {
  text-decoration: underline;
} 
Yorum Bırak

çöp-lük

Çöpleri çok severim, çöplükleri de. Ne de olsa bir zamanlar değerli olan her şey ya da değerli olan her şeyin bir zaman sonra elbet gideceği yer. Sonra kedileri severim en çok da çöpten çıkanları. Bazı güzel mahalleler vardır. Onların kedileri de bir başka olur. Çöpe girmeye de gerek duymazlar. Hep yemleri vardır onların hep suları bazen et bile yedikleri olur. Geçenlerde çöpten çıkan bir kedi gördüm. Beyaz olan kedi siyaha dönmüştü, bıyıklarına bile bir şeyler yapışmış haldeydi. Yorulduğu belliydi, yeterince beslenemediği de ama yine de kendini atmıyordu arabanın önüne.

Yorum Bırak

referandum ve taraf-sızlık

Published on: Jan 30, 2017 @ 22:15

Malum, herhangi bir değişiklik olmaz ise bir kaç ay sonra referandum yapılacak. Neye oy verirseniz verin birileri tarafından kesinlikle hain ilan edileceksiniz. O yüzden başkalarının ne dedikleri pek de umurunuzda olmamalı. Bende en baştan söyleyeyim kararımı, ne “Evet” ne de “Hayır” oyu vereceğim. Boş pusulayı aldıktan sonra boş bir şekilde tekrar atacağım.

Siyaset taraf olmak üzerine kurulmuş bir sistem lakin böyle bir sisteme ihtiyacımız yok ki. Mühim olanın insan olduğu bir sistemde taraflığa da yer olmamalı. Cemil Meriç’in güzel bir sözü var: “Zulmün oldugu yerde, tarafsızlık namussuzluktur.” İlla bir tarafta olmak gerekiyorsa bu insanlığın tarafı olmalı, ideolojiler ile dolmuş taşmış bir taraf değil. İdeolojiler yanlıştır demiyorum belki olmalıdır da ama günümüz ideolojileri artık bir şeyleri ön plana çıkarmaktan ziyade, insanları kör bir birey haline getirmekten öte bir işe yaramıyor. Buna, bugün üzerinden bir örnek vereyim. “Evet” ve “Hayır” taraftarları ideolojileri yüzünden o kadar körleşmişler ki kendilerinden sonra kimseye karşı ne saygıları kalmış ne de tahammülleri. Ben bu ikisinin arasında bir taraf olmak niyetinde değilim, olmamalıyım da. Aslında bu iki taraf da ilgimi çekmiyor. “Hayır” taraftarları laiklikle, cumhuriyetle “Evet” diyenler ise kendilerince büyük oyunu bozup dış güçleri yenmekle kafayı bozmuş.

Aslında seçmenlerin sorunu ne laiklik ne de dış güçler. Bunları sürekli ön plana getirenler siyasi liderler. Kemal Kılıçdaroğlu çıkıyor bu laikliğe karşı bir harekettir diyor, CHP’liler hemen atlıyor. Türkiye laiktir laik kalacak. Recep Tayyip Erdoğan çıkıyor, dış güçler yüzünden ülkemiz bu halde diyor. Tabi bu dış güçlerin içinde darbe teşebbüsünde bulunanlar da var. AKP seçmeni durur mu onlar da diğer taraftan atlıyor. Sonra bu insanlar gerçek sorunlarını unutuyor. Verdiği verginin vergisini unutuyor, yapılan yolsuzlukları unutuyor, çekilen peşkeşleri unutuyor, yapılan torpilleri unutuyor. Hiç bir zaman unutmaması gereken her şeyi bir anda unutuyor ve işte bu insanlar siyasiler tarafından kör bir hale getiriliyor. İster sağcı olsun ister solcu tüm siyasiler kör seçmen ister, gören değil. Kör bir insana sağa git dersen gider sola git dersen gider. Bunu yapmasını sağlayacak iki durum var, ya o insanı çok çaresiz bir halde yakalayacaksın ya da kendine güvendireceksin ki sonrasında istediğini yaptırabilesin.

Referandum taraftarları da bu ikilem içinde. Hayır oyu verenler çaresizlik durumu üzerinden yürüyor:

– Ekonomi çok kötü, ülkede gizli bir kriz var.
– Devletin tüm kurumları özelleştirildi, yabancılara satıldı.
– Laiklik kaldırılacak, şeriat geri gelecek.
– Ülke bölünecek…

Şeklinde devam ediyor.

Evet oyu verenlerin büyük bir kesimi ise Recep Tayyip Erdoğan’a ve sözlerine güveniyor:

– Türkiye yavaş yavaş güçlendiği ve bu da diğer ülkelerin işine gelmediği için sürekli Türkiye ile uğraşıyorlar ama referandumdan “Evet” çıkınca anlayacaklar ki Türkiye onların bildikleri ülkelerden değil.
– Darbe teşebbüsü de aynı şekilde Türkiye’deki istikrarı bozmak için yapıldı. Referandumdan çıkacak “Evet” ile bunların da kuyularını kurutacağız.
– Türkiye yine dış güçlerin etkisi ile “Ortadoğu Bataklığı” (bu tabir de bir acayip) içerisine çekilmeye çalışılıyor. Tüm bu saldırıların sebebi de toplumda korku oluşturmak ve devlete olan güveni sarsmak lakin referandumdan çıkacak olan “Evet” ile bunun da üstesinden geleceğiz.

Bu taraf da böyle uzayıp gidiyor. Her şekilde ortaya bir sonuç çıkacak. Ben ise Malcolm X’in izinden gidiyor ve onun dediği gibi diyorum:

Gerçekle yüzyüze gelemeyecek kadar vatanseverlikle kör olmamalısınız. Yanlış yanlıştır, kimin yaptığı ya da söylediği önemli değil.



Sonradan gelen düzenleme: CHP’nin referandum taktiği değişmiş. Korku üzerine kurmayarak Hayır’ı anlatacaklarmış. Hayır oyu verince nelerin daha güzel olacağını göstereceklermiş. Tabi bende Fatih Portakal’ın yalancısıyım.

Yorum Bırak

yürümek ve beklemek

Bekletilmeyi sevmem ama beklemeyi severim.

Beklemek, beklemek ve yine beklemek. Benim yapabildiğim en iyi şeyin bu olduğuna karar verdim ve bunu severek yapıyorum belki de sevmek zorunda kaldım, öncesini hatırlamıyorum. Beklemek zamanın ötesinde bir kavram. Beklemenin ne dünü var ne bugünü ne de yarını, doğrusu beklemenin ne düne ihtiyacı var ne bugüne ne de yarına. Beklemenin sadece bir bekleyene ihtiyacı var, beklenen olmasa da olur. Nasıl olur demeyin oluyor. Tıpkı yürümek gibi. Beklemek ve yürümek bir yerden bakınca aynı aslında. Yürümek için bir hedefe ihtiyacınız yok, gidilecek bir yer olması gerekmez. Sadece yürürsünüz ve sadece beklersiniz.

Yorum Bırak